Anıt değil. Resim değil. Fotoğraf değil.

Anıt değil. Resim değil. Fotoğraf değil.

Anıt Amerikan yerlisi Jimie Durham’ın önemli bir çalışması. 1940 doğumlu sanatçı etnik klişelerle oynamayı seviyor. İlkelci klişeleri eleştirel bir alaycılıkla işlemeyi tercih eder. Amerikan yerlileri hareketinin aktif bir aktivistidir.

Yapıtlarını başka sanatçıların yapıtlarıyla karşıtlaştırarak tanımlar: “Anıt değil. Resim değil. Fotoğraf değil.”

İçinde yaşadığı dönemin politik koşullarını sorgulayan eksantrik bir sanat söylemi arayışındadır. Deleuze ve Guattari’nin sözünü ettiği tarzda bir “minör edebiyat” yaratma derdindedir: “Minör edebiyatın üç karakteristik özelliği şunlardır: dilin yersiz yurtsuzlaşması, bireysel ile politiğin bağlantılı oluşu, sözcenin kolektif düzenlenmesi. ‘Minör’ artık belli edebiyatları karakterize etmez, ama büyük veya yerleşik olarak adlandıracağımız şey kapsamında her türlü edebiyatın devrimci koşullarını tanımlar.”

jimmiedurham1

jimiedurham

Durham “çakma Kızılderili mamulleri” üretir. Fetiş ve armağan gibi çoğunlukla “modern” ürünlerle veya değersiz çerçöple yan yana koyulan farklı ilkel nesne modelleriyle çalışır. Bir anlamda, yıkıcı bir yön taşıyan bu melez şeyler benzer şekilde tahrip edici türde karmaşık bir kimliğin simgesel portreleri gibidirler.

Savaşçı, şaman, sarhoş Kızılderili gibi klişelerle oynayan performans sanatçısı James Luna’ya benzer şekilde Jimmie Durham da, ilkelci klişeleri eleştirel alay noktasına vardırır. Bunun en belirgin olduğu Self-Portrait’te (1988) barış çubuğunu kullanır. Bu tahta figürü Amerikalı yerli erkeklere dair ırkçı yansıtmalara absürt karşılıklarla birlikte yaftalamak için seçer. Durham önce eski araba parçalarından ve hayvan kafataslarından bu sahte Kızılderili mamullerini üretir; daha sonra, “fiziksel tarihleri … birlikte gelişmeyi istemeyen… geleceğin mamullerini” üretmek için farklı türde atık ürünleri birleştirir. Bu tür bir mamul, yontulmamış tahta üzerinde, bir cep telefonunu ile bir hayvan postunu yan yana koyar, üstüne de antikolonyal devrimci ve kuramcı Frantz Fanon’dan şu alıntıyı ekler: “Yerlilerin yaşadığı bölge, yerleşimcilerin yaşadığı bölgenin bir parçası değildir” [1]. Sürrealist nesneyi postkolonyal gereksinimlere göre yeniden işleyen bu tür bir melez sanat, ayrı “bölgelere” yeni “yerleşimlere” direnecek ve karşı çıkacak şekilde anti-kategorik bir alaycılık barındırır.

Durham’ın yapıtlarının yine de politik bir bağlanımı vardır —Hammons’un politik bağlanımı insan haklarına ve Black Power (Siyah Gücü) hareketlerinedir, Durham’ınki ise Amerikan Yerlileri hareketinedir ve kendisi de bu hareketin bir aktivistidir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir